11 Eylül 2024 Çarşamba

İsviçre’nin Bağımsızlık Günü’ne Özel Resepsiyon-Yılmaz Parlar

   İsviçre Bağımsızlık Günü Ankara’da Diplomatik Resepsiyonla Kutlandı

İsviçre’nin Bağımsızlık Günü’ne Özel Resepsiyon

 

10 Eylül 2024 Salı akşamı, İsviçre'nin Ankara Büyükelçiliği'nde, İsviçre'nin Bağımsızlık Günü vesilesiyle özel bir resepsiyon düzenlendi. Bu anlamlı etkinliğin ev sahipliğini, İsviçre Büyükelçisi Guillaume Scheurer üstlendi. Türkiye'deki diplomatik temsilciler, iş dünyası liderleri ve İsviçre vatandaşları etkinlikte bir araya geldi.



İsviçre-Türkiye İlişkilerinde Güçlü İşbirliği Mesajları
 

Büyükelçiliği'nde düzenlenen resepsiyon, İsviçre ve Türkiye arasındaki diplomatik ve ticari ilişkilerin önemine vurgu yaptı. Etkinliğe, İsviçre Büyükelçisi Guillaume Scheurer ve Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakan Yardımcısı ve AB Başkanı Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay konuşmalarıyla damga vurdu.



Türkiye-İsviçre İlişkilerinin Ticari Boyutu
Türkiye ile İsviçre arasındaki ticari ilişkiler de etkinlikte ön plana çıkan konular arasındaydı. İki ülke arasındaki ticaret hacmi, özellikle son yıllarda önemli bir artış göstermiştir. 2023 yılında Türkiye ile İsviçre arasındaki ticaret hacmi 22 milyar doları aşmış ve bu rakam her iki ülkenin de ekonomik iş birliğini derinleştirme hedefini yansıtmaktadır.

Türk iş dünyası, İsviçre’nin yüksek teknolojiye dayalı üretim gücünden ve finansal hizmetlerdeki uzmanlığından yararlanırken, İsviçre de Türkiye'nin stratejik konumunu ve dinamik pazarını değerlendirerek yatırımlarını artırmaktadır.



İki Ülkenin Güçlenen İlişkileri
Resepsiyon boyunca Türkiye-İsviçre iş birliğinin geliştirilmesi gerektiği yönünde önemli mesajlar verildi. Büyükelçi Scheurer, iki ülke arasındaki karşılıklı yatırım ve ticari iş birliğinin daha da güçlenmesi için her türlü diplomatik desteği sunacaklarını ifade etti.

İsviçre’nin tarafsızlık ilkesi ve uluslararası alandaki etkisi, Türkiye gibi dinamik ve stratejik ülkelerle olan ilişkilerini de pozitif yönde etkilemeye devam ediyor.



İsviçre Büyükelçisi Guillaume Scheurer

Büyükelçi Guillaume Scheurer, törene İsviçre ve Türkiye milli marşlarının çalınmasıyla başlarken, İsviçre'nin Türkiye ile olan tarihi ve diplomatik bağlarının altını çizdi. Scheurer, Türkiye ve İsviçre’nin 1923’te imzalanan Lozan Antlaşması ile başlayan işbirliğinin, iki ülkenin barış ve uzlaşma arayışındaki ortak çalışmalarına dayandığını belirtti. Scheurer, konuşmasında şunları vurguladı:

“İki ülke arasındaki işbirliği her geçen yıl daha da güçleniyor. 1923’ten bu yana barış ve uzlaşı temelinde sürdürülen ilişkilerimiz, bugün hem diplomatik hem de ekonomik açıdan büyük önem taşıyor. Türkiye ile İsviçre arasındaki ticaret hacmi 16 milyar dolara ulaşmış durumda ve bu, ticari ilişkilerimizin büyüklüğünü gösteriyor.”



Büyükelçi Scheurer, İsviçre'nin Türkiye ile daha da derinleşen ekonomik ilişkilerinin özellikle teknoloji, AR-GE, inovasyon ve eğitim alanlarında yoğunlaştığını belirterek, İsviçre'nin Türkiye'deki yatırımlarının önemini vurguladı. Ayrıca, iki ülke arasındaki kültürel ve sosyal bağların, özellikle İsviçre’deki Türk diasporasının katkılarıyla daha da güçlendiğini ifade etti.



Dışişleri Bakan Yardımcısı Mehmet Kemal Bozay
Resepsiyonda söz alan Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Avrupa Birliği Başkanı Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay, Türkiye ve İsviçre’nin ortak tarihine vurgu yaparak şunları kaydetti:

“İsviçre, Türk milletinin tarihinde çok özel bir yere sahip. 1923 yılında Lozan’da imzalanan antlaşma ile başlayan dostane ilişkilerimiz, bugün de güçlenerek devam ediyor. Gelecek yıl, bu önemli anlaşmanın 100. yılını kutlayacağız ve bu, iki ülke arasındaki dostluk ve işbirliğini daha da ileriye taşıma fırsatı sunacak.”

Büyükelçi Bozay, iki ülkenin eğitimden ticarete, bilimden kültüre kadar geniş bir işbirliği yelpazesinde ilerlediğini belirterek, özellikle İsviçre’de yaşayan 180.000 kişilik Türk toplumunun iki ülke arasındaki ilişkilerin önemli bir bileşeni olduğunu ifade etti. İsviçre’nin Türkiye’deki yatırımlarının artmasının, iki ülke ekonomilerinin birbirini tamamladığını ve işbirliğinin derinleşmesi için büyük bir potansiyel sunduğunu vurguladı.

“İsviçre ile Türkiye arasındaki ikili ticaret hacmi geçtiğimiz yıl 22 milyar doları aşmıştır. Özellikle enerji, finans, makine, ilaç ve kimya endüstrilerinde faaliyet gösteren yaklaşık 1000 İsviçre şirketi Türkiye’de aktif rol alıyor,” diyen Bozay, iki ülkenin ekonomik ilişkilerinin sürdürülebilir bir temel üzerine inşa edildiğini belirtti.



Geleceğe Yönelik İşbirliği ve Ortaklık
Her iki konuşmacı da Türkiye-İsviçre ilişkilerinin gelecekte daha da gelişeceğine dair güçlü mesajlar verdi. Özellikle teknoloji ve inovasyon alanında yoğunlaşan işbirliği fırsatlarının yanı sıra, eğitim ve kültürel değişim programları sayesinde iki ülkenin birbirine daha da yakınlaşacağı ifade edildi.

İsviçre'nin Tarafsızlık İlkesi ve Barışa Katkısı
Etkinlikte konuşan Büyükelçi Scheurer, İsviçre’nin tarafsızlık politikasına dikkat çekerek, bu ilkenin ülkeye dünya sahnesinde önemli bir prestij kazandırdığını vurguladı. Tarafsızlığın, sadece diplomatik denge değil, aynı zamanda küresel barış ve istikrar için de bir teminat olduğuna dikkat çekti. İsviçre’nin, bu tarafsızlık sayesinde pek çok uluslararası örgüte ev sahipliği yaparak barış görüşmelerinde arabuluculuk rolü üstlendiğini belirtti.

İsviçre'nin tarafsızlık ilkesi, diplomatik krizlerde güvenilir bir aktör olarak öne çıkmasını sağlarken, savaşlara ve çatışmalara taraf olmadan uluslararası hukuk ve insan hakları gibi evrensel değerlere katkı sunmasıyla biliniyor. İsviçre'nin uzun yıllar bu politikayı sürdürebilmesi, sadece kendisi için değil, dünya genelinde istikrar ve barışın korunmasına önemli bir katkı sağlıyor.

İsviçre’nin Tarafsızlık Geleneği ve Küresel Barışa Katkısı
Büyükelçi Scheurer, konuşmasında İsviçre’nin yüzyıllardır koruduğu tarafsızlık politikasını vurguladı. İsviçre’nin uluslararası arenadaki tarafsız duruşu, ülkeler arasında arabuluculuk rolü üstlenmesini sağlamış ve dünya barışına önemli katkılar sunmuştur. Büyükelçi Scheurer, bu tarafsızlık sayesinde İsviçre’nin küresel ekonominin ve diplomasinin kilit aktörlerinden biri olmayı başardığını belirtti.



Tarafsızlığın Faydaları
İsviçre'nin tarafsızlığı, sadece diplomatik ilişkilerde değil, aynı zamanda ekonomik büyümede de büyük avantaj sağlamıştır. Ülke, güvenli ve istikrarlı bir ortam sunarak birçok uluslararası şirketin merkezi haline gelmiştir. İsviçre bankacılık sistemi, tarafsızlık politikası ile güvenilirliğini artırmış ve dünya çapında yatırımcıların tercih ettiği bir yer olmuştur. Tarafsızlık, İsviçre’ye küresel kriz dönemlerinde dahi güven duyulmasını sağlamış ve ülkenin ekonomik istikrarını korumasına yardımcı olmuştur.

Türkiye-İsviçre Ticaret Hacmi
Resepsiyon boyunca Türkiye ile İsviçre arasındaki ticari ilişkiler de vurgulandı. 2023 yılı itibarıyla iki ülke arasındaki ticaret hacmi 22 milyar dolar seviyesine ulaşmıştır. Bu ticaret, özellikle makine, kimya ve ilaç sektörlerinde yoğunlaşmaktadır. İsviçre, Türkiye’nin en önemli Avrupa’daki ticaret ortaklarından biri olmaya devam ederken, Türk şirketleri de İsviçre pazarında daha fazla yer edinmeye başlamıştır.

İki Ülke Arasındaki İşbirliğinin Geleceği
Büyükelçi Scheurer, Türkiye ve İsviçre arasındaki güçlü ticari bağların, iki ülkenin karşılıklı çıkarları doğrultusunda genişlemeye devam edeceğini ifade etti. Türkiye’nin stratejik konumu ve genç nüfusu, İsviçreli yatırımcılar için cazip fırsatlar sunarken, İsviçre’nin yüksek teknoloji ve inovasyon konusundaki uzmanlığı da Türkiye için önemli bir avantaj oluşturmaktadır.

İsviçre'nin tarafsızlık politikası, uluslararası ilişkilerdeki barışçıl rolü ve güçlü ekonomik yapısı ile dünya sahnesinde ayrıcalıklı bir yer edinmiştir. Türkiye ile İsviçre arasındaki ticari işbirliğinin derinleşmesi, iki ülke için de büyük fırsatlar sunarken, bu dostane ilişkilerin gelecekte de güçlenmesi bekleniyor.

yilmazparlar@yahoo.com

 

23 Temmuz 2024 Salı

Kıbrıs'ın 50. Yıl Coşkusu İstanbul'da Yaşandı-Yılmaz Parlar

  Kıbrıs'ın 50. Yıl Coşkusu İstanbul'da Yaşandı

İstanbul’da KKTC'nin 50. Yıl Resepsiyonu Coşkuyla Kutlandı



İstanbul Feshane Art'ta 23 Temmuz 2024 Salı akşamı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin 50. Yıl Barış ve Özgürlük Bayramı kapsamında düzenlenen resepsiyonda önemli protokol konuşmaları yapıldı.



KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın Konuşması

KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, konuşmasında Kıbrıs'ın tarihsel mücadelesine ve Türkiye'nin desteğine vurgu yaptı. "Kıbrıs Türk halkı, ana vatan Türkiye’nin garantörlüğü sayesinde özgürlüğüne kavuştu," diyerek sözlerine başlayan Tatar, Kıbrıs Türk halkının egemen eşitlik temelinde bir anlaşmayı desteklediğini belirtti. "Türkiye'nin garantörlüğü ve askerinin caydırıcılığı bizler için yaşamsal öneme sahiptir," dedi. Tatar, konuşmasını Kıbrıs Türk halkının geleceğe umutla baktığını ifade ederek tamamladı.



1. Ordu Komutanı ve Garnizon Komutanı Ali Sivri’nin Katılımı

Resepsiyona katılan önemli isimlerden biri de 1. Ordu ve Garnizon Komutanı Ali Sivri oldu.. Sivri, katılımcılar tarafından büyük bir saygı ve sevgiyle karşılandı. Yüksek rütbeli generaller, subaylar ve gaziler de resepsiyona katılarak bu anlamlı geceye katkıda bulundular.

Komutan Sivri'nin varlığı, Türk ordusunun Kıbrıs Türk halkıyla olan güçlü bağlarını ve desteğini bir kez daha gözler önüne serdi. Sivri, gösterdiği mütevazı duruş ve liderlik vasıflarıyla katılımcıların takdirini kazandı. Türk Silahlı Kuvvetleri, her zaman Kıbrıs Türk halkının yanında olduğu izlenimi veren Ali Sivri'nin Resepsiyon boyunca nezaketi ve kararlılığı, geceye damgasını vurdu.


Resepsiyonun Anlamı ve Önemi

İstanbul Feshane Art’da düzenlenen resepsiyon, Kıbrıs Türk halkının 50 yıllık bağımsızlık mücadelesini ve Türkiye’nin bu mücadeledeki desteğini bir kez daha gözler önüne serdi. Gece, yüksek rütbeli komutanlar, subaylar, gaziler ve Kıbrıs Türk toplumunun önde gelen isimlerinin katılımıyla tarihi bir anı olarak kayıtlara geçti. Bu anlamlı resepsiyon, Kıbrıs Türk halkının özgürlük ve bağımsızlık mücadelesinin unutulmaz bir parçası olarak hafızalara kazındı.

İşte gecenin öne çıkan konuşmaların özeti;



KKTC Kültür Derneği Başkanı Zehra Bilge Eray'ın Konuşması

KKTC Kültür Derneği Başkanı Zehra Bilge Eray, 20 Temmuz 1974 Barış Harekatı'nın 50. yıl dönümünde düzenlenen resepsiyonda yaptığı konuşmada, "Harekatı hepinize kutlu olsun," diyerek başladığı konuşmasında, Kıbrıs Türk toplumunun yaşadığı zorlukları ve bağımsızlık mücadelesini anlattı. Eray, "Yirmi Temmuz 1974 günü Kıbrıs Türk halkı, anavatanımızın garantörlük haklarını kullanarak gerçekleştirdiği harekat ile soykırımdan kurtularak özgürlüğüne kavuşmuştur," dedi. Konuşmasında, Kıbrıs Türklerinin bağımsızlık mücadelesini vurgulayan Eray, "Özgürlüğümüz ve bağımsızlığımız için uygulanan bütün imkansızlıklara, ambargolara ve izolasyonlara karşı direndik ve savaştık," ifadesini kullandı.



KKTC İstanbul Başkonsolosu Fatma Demirel'in Konuşması

KKTC İstanbul Başkonsolosu Fatma Demirel, Kıbrıs meselesinin Türkiye ve Kıbrıs Türk halkı için ortak bir dava olduğunu belirtti. Demirel, "Bugün dünyanın en güzel şehrinde konuklarımızla birlikte bu özel günü kutlamaktan mutluyum," dedi. Kıbrıs Türk halkının Osmanlı İmparatorluğu'ndan bugüne dek yaşadığı zorlukları anlatan Demirel, "Yirmi Temmuz 1974'te Türk Silahlı Kuvvetleri, Kıbrıs Türk halkının özgürlüğünü sağlamak için harekete geçti," ifadesini kullandı. Demirel, şehitleri rahmetle anarak, "Kıbrıs Türk halkının bağımsızlık mücadelesi, tarihe geçen bir direniş destanıdır," dedi.



İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun Konuşması

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Kıbrıs Barış Harekatı'nın 50. yıl dönümünü kutladığı konuşmasında, "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin yanında olmaya devam edeceğiz," dedi. İmamoğlu, Kıbrıs meselesinin Türkiye'nin dış politika gündeminde önemli bir yere sahip olduğunu belirtti ve barışın önemine vurgu yaptı. "Barış için çabalayacak ama zaruret halinde gerekeni yapmak için her zaman hazırlıklı ve kararlı olacağız," ifadesini kullanan İmamoğlu, Kıbrıs Türk halkının bağımsızlık mücadelesinde Doktor Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş'ın büyük rol oynadığını da hatırlattı.



İstanbul Vali Yardımcısının Konuşması

İstanbul Vali Yardımcısı, Kıbrıs Barış Harekatı'nın 50. yıl dönümünü kutlayarak, "Yirmi Temmuz tarihi, Kıbrıs Türkü'nün kurtuluş tarihidir," dedi. Mehmetçiğin kahramanlığını ve Kıbrıs Türk halkının direnişini vurgulayan Vali Yardımcısı, "Kıbrıs beş asırdan beri bizim en kıymetli parçamızdır," ifadesini kullandı. Kıbrıs Türk halkının bağımsızlık ve özgürlük mücadelesinin önemine değinen Vali Yardımcısı, "Türkiye, Kıbrıs'ta ve Doğu Akdeniz'de barış ve istikrarın teminatı olmaya devam edecektir," dedi.



KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar'ın Konuşması

KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Kıbrıs Barış Harekatı'nın önemine değinerek, "Yirmi Temmuz 1974'te Türk hükümeti, garantörlük hakkını kullanarak Kıbrıs'a müdahale kararı aldı," dedi. Tatar, konuşmasında, Kıbrıs Türk halkının bağımsızlık mücadelesini ve Türkiye'nin desteğini anlattı. "Kıbrıs Türk halkı, barış, huzur ve güvenlik içerisinde yaşamak için egemen eşitlik temelinde bir anlaşma yapmalıdır," ifadesini kullanan Tatar, Kıbrıs Türk halkının geleceğe umutla baktığını belirtti. Tatar, Kıbrıs Barış Harekatı'nın başarısında İstanbul'un rolüne de dikkat çekerek, "İstanbul, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin en büyük destekçilerindendir," dedi.

yilmazparlar@yahoo.com

9 Haziran 2024 Pazar

Zafer Partisi’nin Gençlik Kahramanı-Ümit Özdağ'ın Yükselişi-Yılmaz Parlar

 

  

Gençlerin Gönlünde Taht Kuran Lider-Ümit Özdağ'ın Başarısının Sırrı

Son yıllarda Türkiye'nin siyasi sahnesinde parlayan isimlerden biri olan Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, özellikle gençler arasında büyük bir sevgi ve hayranlık uyandırıyor. Peki, Ümit Özdağ’ı gençler arasında bu denli popüler kılan ne?

 



 

 

Gençlere Yönelik Yaklaşımları

Ümit Özdağ, gençlerin sorunlarını yakından takip eden ve onlara yönelik politikalar üreten bir lider olarak öne çıkıyor. Eğitim, işsizlik ve gelecek kaygıları gibi gençlerin en çok zorlandığı konularda somut çözümler sunması, onun gençler tarafından sevilmesini sağlıyor. Özellikle sosyal medya üzerinden gençlerle doğrudan iletişim kurarak onların sesine kulak veriyor ve ihtiyaçlarına anında yanıt veriyor.

Cesur ve Net Tavırları

Gençler, dürüst ve cesur liderleri her zaman takdir ederler. Ümit Özdağ, siyasi arenada net ve kararlı duruşuyla tanınıyor. Ülke meselelerine dair korkusuzca görüş bildirmesi ve gerektiğinde eleştirilerini açıkça dile getirmesi, gençlerin ona olan güvenini pekiştiriyor. Özdağ’ın samimi ve açık sözlü tavırları, gençlerin ona duyduğu saygıyı arttırıyor.

Eğitimli ve Bilgili Bir Lider

Ümit Özdağ'ın akademik geçmişi ve bilgisi, gençler tarafından büyük bir hayranlıkla karşılanıyor. Üniversitede verdiği dersler, yazdığı kitaplar ve katıldığı tartışma programları sayesinde edindiği geniş bilgi birikimi, onu gençler için bir bilgi kaynağı ve örnek bir lider haline getiriyor. Gençler, Özdağ’ın entelektüel birikiminden faydalanarak kendilerini geliştirme fırsatı buluyorlar.

Gelecek Vaat Eden Bir Parti

Zafer Partisi'nin vizyonu ve programları, gençler için umut verici bir gelecek vaat ediyor. Partinin yeni ve yenilikçi politikaları, gençlerin geleceğe daha güvenle bakmasını sağlıyor. Ümit Özdağ’ın liderliğinde Zafer Partisi, gençlerin siyasi arenada kendilerini ifade edebileceği ve aktif rol alabileceği bir platform sunuyor.

Pozitif ve Enerjik İmajı

Ümit Özdağ’ın pozitif enerjisi ve gençlere verdiği değer, onu gençler arasında popüler kılıyor. Gençlerle buluşmalarında sergilediği sıcak ve samimi tavırlar, onun sadece bir siyasi lider değil, aynı zamanda gençlerin abisi gibi görülmesini sağlıyor. Özdağ’ın gençlerle kurduğu bu güçlü bağ, onun popülaritesini her geçen gün arttırıyor.

Ümit Özdağ, gençlerin sorunlarına duyarlı yaklaşımı, cesur tavırları, bilgisi ve pozitif enerjisi ile gençlerin gönlünde taht kurmuş durumda. Zafer Partisi lideri, gençlerin yeni umudu ve ilham kaynağı olarak siyasi arenada adını altın harflerle yazdırmaya devam ediyor. Gençlerin geleceğini aydınlatan bu lider, Türkiye’nin yarınları için umut vaat eden bir figür olarak parlıyor.

 yilmazparlar@yahoo.com

21 Nisan 2024 Pazar

Bangladeş Bağımsızlık Gününü Kutladı-Yılmaz Parlar

 Bangladeş Bağımsızlık Gününü Kutladı

Vizyoner Lideri Sheikh Hasina Sayesinde İlerlemeye ve Ekonomik  Büyümeye Devam Eden, Güney Asya Ekonomik Mucizesi, Dünyanın Harikası Bangladeş’in İstanbul Başkonsolosluğu, Bağımsızlık günlerinin 54. ncüsünü 19 Nisan 2024 Cuma günü Shangri-La Bosphorus Hotelde kutladı.


 
Bangladeş İstanbul Başkonsolosu Mohammed Nore-Alam’ın ev sahipliğinde verilen resepsiyona, İstanbul Vali Yardımcısı Özlem Bozkurt Gevrek, Yabancı ülke Konsolosları, temsilcileri, Diplomatlar, iş dünyası inasanları, akademisyenler başda olmak üzere basın mensupları ve elit davetliler katıldı. 



İki Ülke Milli marşların söylemiyle başlayan resepsiyonda Bangladeş İstanbul Başkonsolosu Mohammed Nore-Alam ve İstanbul  Vali Yardımcısı Özlem Bozkurt Gevrek açılış konuşmaları Yaptı.

"Bangladeş İstanbul Başkonsolosu Mohammed Nore-Alam “Bangabandhu’nun dış politika ilkesi olarak herkestle dostluk, hiç kimseyle düşmanlık, Türk büyük önderi Mustafa Kemal Atatürk’ün vecizesi: “Yurtta sulh, cihanda sulh”  ilkesiyle paralellik göstermektedir.

……….

Bangabandhu Şeyh Mucibur Rahman, büyük Türk önderi Mustafa Kemal Atatürk’ün cesaretinden ve şövalyeliğinden büyük ölçüde ilham almıştı.  Milli şairimiz Kazi Nazrul İslam, 1921 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün yiğitliğini ve kahramanlığını öven Kemal Paşa adlı bir şiir yazmıştır”



 İstanbul  Vali Yardımcısı Özlem Bozkurt Gevrek “Türkiye ve Bangladeş ilişkileri, yüzyılı aşan ortak tarihi, kültürel ve dini bağlar tarafından şekillendirilmektedir. Ticaret ve ekonomi gibi alanlarındaki işbirliğimizi özellikle güçlendirmemiz gerekmektedir. Çünkü ikili ticaret hamcımız bunu göstermektedir.”

Bangladeş İstanbul Başkonsolosu Mohammed Nore-Alam Özetle “Bu kutlu günde, Bangladeş'in kurucusu ve ulusal kahramanı Bangabandhu Şeyh Mucibur Rahman'ı derin bir saygıyla anıyorum. Onun liderliğinde, Bangladeş 1971'deki bağımsızlık savaşıyla küresel sahnede bağımsız bir devlet olarak ortaya çıktı.



Aynı zamanda, bağımsızlık mücadelemizde hayatlarını kaybeden 3 milyon şehidimize ve özgürlük savaşçılarına da en derin saygılarımı sunuyorum.

Bangladeş, yoksulluktan ve ayrımcılıktan uzak, laik ve müreffeh bir ülkeyi simgeler. Başbakan Sheikh Hasina'nın liderliği altında, Bangladeş dünyanın en hızlı büyüyen ekonomilerinden biri haline gelmiştir.

Bangladeş, teknoloji ve bilgiye dayalı gelişmiş bir ülke olma hedefiyle ilerliyor ve aynı zamanda 2100 yılına kadar refah ve iklime dirençli bir delta oluşturma amacını taşıyor.

Dış politika ilkesi olarak, Bangladeş herkesle dostluk ve barış içinde yaşamayı, diğer devletlerin içişlerine karışmamayı ve küresel barış ve güvenliği desteklemeyi benimsemiştir.



Bangladeş, Myanmar'dan zorla yerlerinden edilen Rohingya mültecilerine ev sahipliği yapmaktadır ve onların güvenli şekilde geri dönmeleri için uluslararası toplumdan destek beklemektedir.

Bangladeş ve Türkiye arasında mükemmel ikili ilişkiler bulunmaktadır, bu ilişkiler tarihi bağlar, ortak inançlar ve kültürel yakınlık üzerine kuruludur.

Bangladeş, barış, insan hakları ve hukukun üstünlüğüne olan bağlılığıyla küresel arenada önemli bir rol oynamaya devam etmektedir.” Şeklinde ifadelerini sundu.

İstanbul  Vali Yardımcısı Özlem Bozkurt Gevrek ise özet olarak Türkiye ve Bangladeş arasındaki ilişkiler, yüzyıllardır süregelen ortak tarihi, kültürel ve dini bağlarla şekillenmiştir. İki ülke, en sıkıntılı zamanlarında bile birbirlerine destek olmuş ve kardeşlik ve dostluk duyguları ilişkilerinin temelini oluşturmuştur.



Bangladeş'in ekonomik ilerlemesi, ülkenin en az gelişmiş ülkeler grubundan ayrılmasını haklı kılmaktadır. Türkiye olarak, Bangladeş'in canlı ekonomisi ve genç nüfusuyla daha da gelişmesini desteklemekteyiz.

Bangladeş, Asya Birleşimi'nin önemli bir ortağı olarak yeniden dikkat çekmektedir. Bu nedenle, ticaret ve ekonomi gibi alanlardaki işbirliğimizi güçlendirmemiz gerekmektedir. Bangladeş'in milyonlarca mülteciye ev sahipliği yapması, özellikle 1 milyondan fazla Rohingya Müslümanına kapılarını açması takdire şayandır.”dedi

Bangladeş gerçektende ; Mayıs 1981'de Sheikh Hasina'nın Bangladeş'in siyasi manzarasında ortaya çıkışı, basit bir ifadeyle, Bengal ulusunun itibarını yeniden kazanması için bir kampanyaydı. Ardından, Ağustos-Kasım 1975'teki kargaşa ve cinayetlerle kaybedilen değerleri yeniden canlandırmak için yürüttüğü, gösterdiği çabalar, bugün tarihin bir parçasıdır.



Sheikh Hasina'nın siyasetteki ilk adımları, partinin başına geçtikten sonra parçalanmış bir Awami Birliği'ni yeniden birleştirme ihtiyacıyla bağlantılıydı. Gerçekten de, partinin geleceğini yalnızca Bangabandhu'nun kızının yeniden şekillendirebileceğine ikna olan ve o zamana kadar üç fraksiyon halinde faaliyet gösteren partinin liderliğini kabul etmesi için onu davet etmeyi görev edinen parti büyüklerinin bilgeliğinin bir kanıtı olmaya devam ediyor.

Göreve başladığından beri Sheikh Hasina, komünal olmayan, açlık ve yoksulluğun olmadığı ülkeyi inşa etmek için durmaksızın çalışıyor. Hayalperest, filozof ve vizyon sahibi bir lider. 

Bangladeş, ekonomisi Sheikh Hasina, döneminde dört kat büyüdüğü için şu anda dünya ekonomisinde 41. sırada yer alıyor.

Hindistan ile Bangladeş arasında 41 yıllık Kara Sınır Anlaşması çözüldü. Ülkenin kişi başına düşen geliri 27 kat arttı. Fakir bir ülkeden fırsatlar diyarına çevirme fırsatı veriyor, çok doğru bir şekilde 'yaşam ve geçim arasında bir denge kurmak' olarak tanımladığı şeyi yapıyor. Bangladeş, dinamik liderliğinde elde edilen sürdürülebilir GSYİH büyümesi ve sosyo-ekonomik parametreler açısından bir "kalkınma mucizesi". Sözde 'dipsiz kuyudan canlı bir ekonomi, bir fırsatlar ülkesi haline geldi.

Çin ve Hindistan gibi iki büyük ekonomi arasında kalan 165 milyon çalışkan insanıyla Bangladeş, yatırım için kazançlı bir yer. Asya'daki en yüksek GSYİH büyüme oranını yakaladı.



İnovasyon ve girişimcilik için küresel bir kuluçka merkezi olmak yolundalar. Bu devasa kalkınma görevini, daha büyük bir yabancı yatırım ve havale girişi ile birlikte dış ticarette daha fazla derinlikle hızlandırmayı amaçlıyorlar. “Ekonomik diplomasi”yi uygulamaya koydular. Bu paket kapsamında birkaç yıl içinde -Öncelikle- Birinci olarak, adil bir pazar erişimi elde etmeyi;

İkinci olarak, ihracatın genişletilmesi,  Üçüncüsü, önemli miktarda içe dönük Doğrudan Yabancı Yatırım girişi,  Dördüncüsü, kritik teknolojilerin transferi ve Beşincisi, hem yurtiçinde hem de yurtdışında profesyoneller ve çalışanlar için daha büyük ve daha iyi istihdam fırsatları.

Ayrıca kaliteli hizmet sunmak için küresel bir üretim merkezi olmak istemi içindeler. İş liderlerine yenilikçi fikirler ve stratejiler üretmeye teşvik ediyorlar.

Resepsiyonda Bangladeş sanat ve kültür odaklı objeler sergilendi. Geleneksel halk oyunları gösterimi sunuldu. Bangladeş tat lezzetlerinden oluşan yemekler davetlilere sunuldu.

yilmazparlar@yahoo.com

27 Mart 2024 Çarşamba

Ukrayna -Rus Savaşı Ve Rum Patrikhanesi İlişkileri-Yılmaz Parlar

  

Ukrayna -Rus Savaşı Ve Rum Patrikhanesi İlişkileri

Başkanlığını Y.Müh.Mim. Zehra Bilge Eray’ın yaptığı Kıbrıs Türk Kültür Derneği İstanbul Şubesi Kiev' de yaşayan Doğu Avrupa Uzmanı gazeteci yazar Deniz Berktay’ın konferansına ev sahipliği yaptı.



 26 mart 2024 Salı günü gerçekleşen hiperaktif söyleşiye Diplomatlar, Akademisyenler, Kıbrıs gazileri, üyeler katıldılar.

 Zehra Bilge Eray’ın açılış konuşmasında Patrikhane konusunun bizler için neden önemli olduğunu, bu konunun Ukrayna savaşı ile alakasını Deniz Berktay’ın anlatacağını belirtdi.

 Deniz Berktay Ukrayna -Rus Savaşı Ve Rum Patrikhanesi İlişkileri konusuna girmeden önce geniş bir Hıristiyanlık ufuk turu attırdı.



 Deniz Berktay’ın konuşmaların özetinde;

Ukrayna-Rusya savaşı ve Rum Patrikhanesi ilişkileri hakkında son zamanlarda gelişmeler yaşandı. Ukrayna, Rusya ile olan gerilimin artmasıyla birlikte, Rum Patrikhanesi ile ilişkilerini güçlendirmeye yönelik adımlar atıyor.

Ukrayna-Rusya savaşı, 2014 yılında Rusya'nın Kırım'ı ilhak etmesi ile başlamıştı. Ardından Rusya, Doğu Ukrayna'da ayrılıkçı grupları desteklemeye başladı. Bu durum, Ukrayna ile Rusya arasındaki ilişkilerin gerilmesine ve savaşın çıkmasına neden oldu.

 Bu süreçte Rum Patrikhanesi de adımlar atmaya başladı. Rum Ortodoks Kilisesi'nin en önemli lideri olan , Fener Rum Patrikhanesi patriği Dimitri Bartholomeos Ukrayna'nın bağımsız bir Ortodoks Kilisesi kurma taleplerine destek verdi. Rus Ortodoks Kilisesi, Ukrayna'nın bağımsız bir kiliseye sahip olmasına karşı çıktı ve bu durum Rusya-Ukrayna ilişkilerinde gerilimin artmasına neden oldu.

Ancak geçtiğimiz yıl, Rum Patrikhanesi tarafından Ukrayna'da bağımsız bir kilisenin kurulmasına ilişkin karar alındı. Bu karar, Ukrayna'nın bağımsızlık mücadelesine destek oldu ve ayrıca Ukrayna-Rusya ilişkilerinde de önemli bir dönüm noktası oldu.

 Son olarak, Ukrayna-Rusya savaşı devam ederken, Rum Patrikhanesi'nin Ukrayna'ya olan desteği artmış durumda. , Fener Rum Patrikhanesi patriği Dimitri Bartholomeos Ukrayna halkının yanında olduğunu defalarca ifade etti ve Ukrayna'nın toprak bütünlüğünü desteklediğini belirtti.



Patrikhanesi'nin bu iki ülke için ne anlama geldiğine ve nasıl bir etkisi olduğuna odaklandığımızda;

Öncelikle, Rusya açısından Fener Patrikhanesi'nin önemi oldukça büyüktür. Rus Ortodoks Kilisesi, Ortodoksluğun en büyük pazarlarının biri olarak kabul edilen Rusya'da büyük bir etkiye sahip olan bir kurumdur. Fener Patriği'nin Rus Ortodoks Kilisesi lideri olarak tanınması, Rusya'da dini ve siyasi etkileri dolayısıyla büyük bir dış politika aracı haline gelmiştir. Özellikle, Rusya'nın Ukrayna'daki etkisi ve Ortodoks Kilisesi'nin bölünmesi gibi konularda, Fener Patrikhanesi'nin yaptığı açıklamalar ve aldığı kararlar büyük tartışmalara yol açmıştır.

 Ukrayna açısından da Fener Patrikhanesi'nin önemi göz ardı edilemez. Ukrayna, tarihsel olarak Rus Ortodoksluğu'nun önemli bir merkezi olarak kabul edilmektedir. Ancak, son yıllarda yaşanan siyasi ve dini gelişmeler, Fener Patrikhanesi'nin Ukrayna'da daha da büyük bir önem kazanmasına neden olmuştur.

 Ukrayna, Rusya ile olan ilişkilerinde giderek daha fazla bağımsızlık arayışında olduğundan, Fener Patrikhanesi'nin bu süreçte oynadığı rol büyük bir anlam taşımaktadır. Ukrayna'daki Ortodoks Kilisesi'nin bağımsızlığını ilan etmesi ve Fener Patrikhanesi'nin bunu tanıması, Ukrayna'da büyük bir dini ve siyasi dönüşümün başlangıcı olarak kabul edilmektedir.

 Fener Patrikhanesi'nin Rusya ve Ukrayna açısından büyük bir önemi vardır. Rusya'da Rus Ortodoks Kilisesi'yle olan ilişkisi ve dini-siyasi etkileri, Fener Patrikhanesi'ni Rusya'da önemli bir dış politika aracı haline getirmektedir. Ukrayna'da ise Fener Patrikhanesi'nin Ukrayna Ortodoks Kilisesi bağımsızlık sürecindeki rolü ve tanıması, ülkenin dini ve siyasi dönüşümünde etkin bir rol oynamaktadır.



ABD’nin Türkiye Fener Rum Patrikhanesi Ekümenik statüsünü tanımalı baskısına göz atalım

 Ekümenik ne demek ;

Ekümenik, Fransızca kökenli bir kelime olup "evrensel birleşme" anlamına gelir. Ekümeniklik ise bu evrensel birleşmeyi ifade eder. Fener Rum Patrikhanesi'nin ekümenik olup olmadığı tartışmalıdır. Türkiye'deki hükümet yetkilileri ve dini kurumlar, Fener Rum Patrikhanesi'nin ekümenik olmadığını ve sadece dini bir kurum olarak kabul edilmesi gerektiğini savunmaktadır. Lozan Antlaşması ve yargı kararları da bu görüşü desteklemektedir. Fener Rum Patrikhanesi'nin ekümenik olup olmadığına ilişkin tartışmalar devam etmektedir.

Ekümeniklik tartışması ise Türkiye'de ilk kez 1517 yılında Yavuz Selim'in Mısır'ı fethettiğinde gerçekleşmiştir. Bu dönemde İskenderiye ve Antakya patrikhaneleri İstanbul'daki Rum Patrikhanesi'ne bağlanmış ve patriği de "ekümenik" (cihan patriği) ilan etmiştir. Fener Rum Patrikhanesi'nin ekümenik olup olmadığı ise tartışmalı bir konudur. Fener Patrikhanesi Ortodoks dünyasında birinci olarak kabul edilse de diğer kiliseler tarafından gerçek liderlik kabul edilmemektedir.

 Bu konuda ABD'nin politikaları ve baskıları da rol oynamaktadır. Türkiye ise Fener Patrikhanesi'ni Türkiye’daki Rum Ortodoks cemaatinin dini kurumu olarak kabul etmektedir ve ekümenik yetkilere sahip olmasını istememektedir.

 Bu durum Fener Patrikhanesi'nin özellikle Moskova Patrikhanesi ile çatışmasına sebep olmuştur. Ekümenik olarak tanınması durumunda Fener Patriği ve diğer rahiplerin Türk yurttaşı olma şartının kalkması, Türkiye'nin denetleyemeyeceği bir devlet içinde devletin oluşmasına neden olabilir.



Patrikhanesi'ni Ekümenlik Statüsüne Kabul Etme: Avantajlar ve Dezavantajlar Göreceli görüşlere Bakalım;

 Türkiye'nin Fener Rum Patrikhanesi'nin ekümenlik statüsünü tanıma konusundaki süregelen tartışmaları, hem iç politika hem de uluslararası ilişkiler açısından önemli bir konu olarak öne çıkıyor. Bu tartışma, Patrikhanenin dünya genelindeki Ortodoks Hristiyanlarının liderliği üzerindeki etkisini ve Türkiye'nin dini azınlıklarla ilişkilerini şekillendiriyor. 

Avantajları Savunanlar;

Uluslararası İtibarın Artması: Ekümenlik statüsünün kabul edilmesi, Türkiye'nin dini özgürlükler ve azınlık hakları konusundaki taahhütlerini güçlendirebilir. Bu durum, Türkiye'nin uluslararası alanda itibarını artırabilir ve ülkeyi demokratikleşme ve insan hakları alanında daha olumlu bir şekilde konumlandırabilir.

Dinler Arası Diyalogun Teşviki: Ekümenlik statüsünün kabul edilmesi, Türkiye'nin dinler arası diyalog ve hoşgörüyü teşvik etme çabalarını destekleyebilir. Bu durum, ülkenin farklı dini topluluklar arasında barış ve işbirliğini teşvik etmesine yardımcı olabilir.

Tarihî Mirasın Korunması: Fener Rum Patrikhanesi, İstanbul'un tarihî ve kültürel mirasının önemli bir parçasıdır. Ekümenlik statüsünün kabul edilmesi, Patrikhanenin tarihî ve kültürel önemini vurgulayabilir ve bu mirasın korunmasına yönelik çabaları güçlendirebilir.

Dezavantajları savunanlar

İç Politikadaki Tartışmalar: Türkiye'de Fener Rum Patrikhanesi'nin ekümenlik statüsüne ilişkin tartışmalar, iç politikada gerilimlere neden olabilir. Bu durum, milliyetçi ve dini muhafazakâr kesimler arasında gerginliklere yol açabilir ve toplumsal kutuplaşmayı artırabilir.

Dini Azınlıklara Yönelik Baskılar: Ekümenlik statüsünün kabul edilmesi, dini azınlıklara yönelik baskıları azaltmaya yönelik olumlu adımlar atmış olsa da, pratikte bu durumun uygulanması zor olabilir. Bazı çevrelerde, bu statünün kabul edilmesi dini azınlıklara yönelik ayrımcılığı artırabilir.

Uluslararası İlişkilerdeki Dinamikler: Türkiye'nin Fener Rum Patrikhanesi'nin ekümenlik statüsünü kabul etme kararı, uluslararası ilişkilerde karmaşık dinamiklere yol açabilir. Bazı ülkeler bu adımı olumlu karşılarken, diğerleri bu durumu eleştirebilir veya istismar edebilir.

Türkiye'nin Fener Rum Patrikhanesi'nin ekümenlik statüsünü kabul etme konusundaki tartışmalar, iç politika ve uluslararası ilişkiler açısından önemli bir konuyu gündeme getiriyor. Bu adımın avantajları, ülkenin uluslararası itibarını artırması ve dini azınlıklara yönelik taahhütlerini güçlendirmesiyle ilgili olabilir. Ancak, bu adımın dezavantajları da iç politikadaki gerilimleri artırabilir ve dini azınlıklara yönelik baskıları azaltmada pratik zorluklarla karşılaşılabilir.

Fatih Kaymakamlığı, Fener Rum Patrikhanesi patriği Dimitri Bartholomeos ve patrikhanenin zaman zaman "ekümenik" kavramınına noktayı koydu.

Fatih Kaymakamlığı, Fener Rum Patrikhanesi patriği Dimitri Bartholomeos ve patrikhanenin zaman zaman "ekümenik" kavramını kullanmasının ardından açıklama yapma ihtiyacı duyduğunu belirtti.

Açıklamada;

Türkiye ile Yunanistan arasında imzalanan Türk ve Rum ahalinin mübadelesine dair mukavelede patrikhanenin durumu ve statüsü ile ilgili bir hüküm bulunmadığı ifade edildi. Lozan Antlaşması'nda da patrikhane ile ilgili bir hükme yer verilmediği belirtilerek, patrikhanenin sadece dini yetkileri olduğu ve siyasi faaliyetinin bulunmadığı vurgulandı.

 Ayrıca, patrikhanenin ekümenik olduğu iddiasının hukuki bir dayanağı olmadığı ifade edildi. Lozan Anlaşması ve yargı kararlarına dayanarak Fener Rum Patrikhanesi'nin dini bir kuruluş olduğu ve ekümenik sıfatının bulunmadığı vurgulandı.

 yilmazparlar@yahoo.com

31 Ocak 2024 Çarşamba

75. Hindistan Bağımsızlık Günü -Yılmaz Parlar

   75. Hindistan Bağımsızlık Günü 

İstanbul Hindistan Başkonsolosluk Cumhuriyet Bayramı'nın 75. yılını Görkemli kutlaması “Jai Hind”



Hindistan Cumhuriyet Bayramın 75. yılını kutlama kapsamında İstanbul Konsolosluğunca düzenlenen resepsiyonda ATA’mız anıldı. “Mahatma Gandi, Rabindranath Tagore, ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk birbirlerinden ilham almışlar ve hala milyonlarca vatandaşlarımıza ilham olmaya devam etmekteler.”



26 Ocak Hindistan Bağımsızlık Günü Kapsamında, İstanbul Hindistan Başkonsolosluğu tarafından düzenlenen ve coşkulu bir atmosferde kutlanan Hindistan Bağımsızlık Günü Resepsiyonda, Atamız Yine anıldı yine onur Misafir oldu. 



1938'de Ataturk'a övgüde, Rabindranath “Kemal, Yeniden Dirilen Asya İçin Bize Örnek Oldu.” demiştir

Hindistan İstanbul Başkonsolosu Mijito Vinito ve eşi Shin Jung Lee davetlileri karşılamasıyla başlayan, İstanbul Başkonsolosluğu tarafından Hilton Boshorus Hotelde düzenlenen, renkli coşkuyla kutlanan Hindistan'ın zengin tarihini ve kültürünü biraz daha yakından tanıma fırsatı veren Hindistan'ın bağımsızlık günü resepsiyonda Türk ve Hint toplumları, bir araya geldi.



Hindistan ve Türkiye arasındaki dostluğu ve işbirliğini güçlendirmenin yanı sıra, iki ülkenin kültürel bağlarını da pekiştirmeyi amaçlayan etkinliğe Başta İstanbul Vali Yardımcısı Özlem Bozkurt Gevrek, 

Sarıyer Belediye Başkanı Şükrü Genç, İstanbul Ticaret Odası İTO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ahmet Özer, Marmara Grubu Vakfı Genel Başkanı ve Montenegro (Karadağ)  Balıkesir Fahri Konsolosu  Dr. Akkan Suver, TÜRSAB Temsilcisi Berna Akar olmak üzere yabancı Konsoloslar, Temsilcileri, Diplomatlar, Yerel Yetkililer İş- Siyaset Dünyası önde gelen isimleri Akademisyenler ve İstanbul'da yaşayan Hindistanlı vatandaşlar katıldılar.



26 Ocak Hindistan Bağımsızlık Günü kapsamındaki resepsiyon İki ülkenin Milli marşları "Jana Gana Mana" ve “İstiklal Marşı “nın söylenmesiyle başladı. Ardından Başkonsolos, Mijito Vinito bağımsızlık mücadelesinin anlamını vurgulayan bir konuşma yaparak, Hindistan'ın geçmişten günümüze olan evrimini ve bağımsızlık kazanma sürecini anlattı.



Genel olarak; Hindistan'ın Bağımsızlığından önce, 1930'dan itibaren her sene bu bayram “Purna Swarajya” günü ya da "Tam Bağımsızlık Günü" olarak kutlanıyordu ve buna uygun şekilde, ülke özgürlüğünü elde ettiğinde bugün anayasanın kabul olduğu gün olarak belirlendi. Hindistan'ın bağımsızlık süreci 19. yüzyılda başladı ve İngiliz sömürge yönetimine karşı birçok ayaklanma ve protesto gerçekleştirildi. 15 Ağustos 1947'de Hindistan, Britanya İmparatorluğu'ndan resmi olarak ayrıldı ve bağımsız bir ulus olarak kuruldu. Bu tarih, Hindistan'ın modern tarihindeki dönüm noktası olarak kabul edilmektedir.



Başkonsolos, Mijito Vinito Özetle; “26 Ocak 1950 senesinde Hindistan Anayasa kabul edildi. Böylece Hindistan dominyonlukdan, Hindistan Cumhuriyetine dönüştü, Nobel ödüllü Rabindranath Tagore tarafından yazılan, 24 Ocakda Milli marş "Jana Gana Mana” oluştu. Hindistan Kurucu Meclisi tarafından kabul edildi. Ataturk, Tagore'a Türk edebiyatı ve kültürü hakkında 41 kitap göndermişdir. 1938'de Ataturk'a övgüde, Rabindranath Tagore, “Kemal Yeniden dirilen Asya için bize örnek oldu”demiştir.



Cumhuriyetlerimiz kurulurken, iki ülkenin sömürge sonrası mücadeleleri, Mahatma Gandhi ve Tagore gibi kişiliklerin bir nesil Türk halkına ilham vermesine izin veren bir bağlantı faktörüydü. Ve Türk gazetelerinin ve belgelerin kapsamında çok sayıda kanıt var. Büyük Türk halkıyla ilişkilerimiz tarih, kültür, dil ve toplumda derin köklere sahiptir. Karşılıklı saygı ve destek bu ilişkide tutarlı bir özellik olmuştur ve Türk arkadaşlarıma anlatmak istediğim gibi, bildiğimizden daha benzeriz. Korkunç deprem geçen yıl Şubat ayında aniden Türkiye'yi vurduğunda, Hindistan Türk halkıyla dayanışma konusunda “Dostluk Operasyonu” adlı insani yardım girişimi harekete geçti. Hindistan, arama kurtarma ekipleri, mobil alan, hastane ekipmanı ve yardım malzemesi gönderen ilk müdahale ekiplerinden biriydi. Benzer şekilde, Hindistan'daki Covid-19 Pandemi'nin zirvesi sırasında Türkiye, Hindistan'a önemli tıbbi malzeme gönderdi ve bu güçlü dostluk mükemmellikleri bağlarına değer veriyoruz” dedi



Başkonsolosluk, Bağımsızlık Gününü sadece bir kutlama değil, aynı zamanda Hindistan ile Türkiye arasındaki dostluğu pekiştirmek adına bir fırsat olarak değerlendirdi. Hindistan ve Türkiye arasındaki kültürel, ekonomik ve siyasi ilişkilerin güçlendirilmesi amacıyla yapılan çalışmalara vurgu yapılırken, gelecekteki işbirliği potansiyeline dikkat çekildi.

Başkonsolos, Mijito Vinito Ticaret ve ekonomik ilişkileri değerlendirdiğinde, ekonomi iş hacmi olarak, Türkiye ilişkisinin önemli bir boyutu 13 milyar dolardan fazla  olmasıyla ileri boyutlara geleceği inancını taşıdığını söyledi.



G-20 zirveleri ile söylem sonrası, Gençlik hakkında Hindistan ve Türkiye nüfusunun büyük bir parçası olduğunu, Gençlerin sınırları zorladığını ve yeni sınırları keşfetdiklerini vurguladı.

Hindistan ve Türkiye sanatda, mimaride, lezzetde ve dilde kendini gösteren derin tarihi ve kültürel bir bağa sahip, İki kadim uygarlıkdır. Halklar etkileşim halindedir.


 

Sahaja Yoga müzik ve dans  Group geceye renk katdı. Hind müziklerinden kısa çoşkulu konser verdi.  Hint danslarından oluşan gösteri ilgiyle izlendi. Çok beğeni topladı. 

Gösteri sonrasında kültürün bir parçası olan “Gastronomi” Hind mutfağından lezzetli seçkilerini davetliler tatdılar. Davetliler Hint tatlısı paket ikramıyla uğurlandılar. 

yilmazparlar@yahoo.com

Özdağ’dan Devlet ve Demokrasi Vurgusu-Yılmaz Parlar

    Zafer Partisi’nden “Millete Gidelim” Çağrısı Ümit Özdağ, “Demokrasinin Çözüm Adresi Sandıktır” Özdağ’dan Devlet ve Demokrasi Vurgusu “Ku...